Uludağ Solo Zirve-Kış

Uludağ ’ı dağcılığa yeni başlayanlar için bir “anaokulu” na benzetiyorum. Teknik tırmanış zorunlu değildir, deneme yanılma yöntemine müsaittir, yalnız da gitseniz birilerine rastlarsınız, susuz kalmazsınız. Hal böyle olunca ilk defa Temmuz/2016’da çıktığım Uludağ ’a aynı kış yine gitmeyi hayal etmeye başlamıştım. Hayaller 6 Mart 2017’de gerçek oldu…

Zamanla dağa gidecek güzel arkadaşlar edinmiş olsam da dağa yalnız gitmek benim için hep farklı bir yerde. Ara sıra yalnız gitmemin sebebi ise bana eşlik edecek kimseyi bulamamak değil çocukluğumla dağlarda yalnız kalabilmektir.

uludağ

Çocukluğunu ve gençliğini Çukurova’da geçiren biri olarak bırakın karlı dağlara çıkmayı, karlı sokaklarda gezinmem bile henüz 3-4 yıllık mevzuu idi. Ne olur ne olmaz diye ilk faaliyetimi yapmak için sosyal medya üzerinden duyuruları takip etmeye başladım. Aralık/2016 başında Uludağ’ın karla örtülmesinden itibaren ilk olarak facebook’ta organizasyonlarına denk geldiğim 10 kişilik bir grupla 2483 metrelik Küçük Zirveye çıktım. İlk defa karlı bir dağa çıktığım gün, aynı zamanda kazma ve buz kramponunu da ilk defa kullandığım gün olmuştu.

İlk seferin ardından diğerleri geldi, bazen yalnız bazen iki kişi. Artık Küçük Zirve’nin yaklaşık 5 km ötesindeki 2543 metrelik kışın yapayalnız olan Uludağ ’ın esas zirvesine gitmek için hava şartlarını kolluyordum.

Zirve Günü

Sisli veya kar fırtınasına denk gelen başarısız denemelerden sonra 6 Mart 2017 günü açık ve ayazlı bir hava olduğunu görüp yola çıktım. Saat 9.00 civarında İkinci Bölge denilen kayak pistlerinin olduğu yerden başladım. Zemin tamamen donuktu ama eğim henüz az olduğundan hızlı hareket edebilmek için kramponumu takmamıştım. Esasında kar olmadığı zamanlar tercih ettiğimiz eski madenin oradan başlayan dik patika “kapı”dan çıkmayı planlıyordum. Ancak patikanın başlangıcına vardığımda, yukarıda karların balkon (korniş) oluşturduğunu gördüm. Hal böyle olunca da çığ riskine girmemek için B planım olan Küçük Zirve’ye doğru çıkıp 50 metre kadar alttan Büyük Zirve’ye doğru rota çizecektim. Buz kramponlarımı taktım ve planı uygulamaya başladım.

uludağ

Buz kramponlarının çok iyi tutuş sağladığı görünce yolu uzatmaya gerek görmeden dik bir şekilde tırmanmaya başladım. Bu arada şunu da fark ettim donuk karda kramponlarla yürümek, taşlık, kayalık zeminde yürümeye göre kesinlikle daha kolaydı. Sanki beton zeminde hareket ediyor insan.

Bir süre sonra eğim daha da dikleşince kazmamın sapını kara saplayıp kollardan kuvvet alarak tırmanmak zorunlu hale geldi. Adrenalin öyle bir düzeydeydi ki durmak aklıma gelmiyordu. Hâlbuki bu işin ustalarının tavsiyesi; kendinizi durdurmayı bilmeniz gerektiğidir Bir ara topuklarımın acısı tavan yaptı ve tırmandığım yamaçta durdum. Dik bir yamaca çıkıyorsanız vücut bir miktar yamaca doğru eğildiğinden topuklarınızda botlarınızın arkasına baskı yapmaya başlıyor. Tabi ben bunu o gün ve o an öğrendim, acı ama kıymetli bir tecrübe.

Küçük Zirveye çıkana değin açıkçası kendimi hiçte yalnız hissetmedim, çünkü aşağıda kayak yapanlar vardı. Ama 2400 metre yükseklikteki Rasat Düzü’ne vardığım an, tamam dedim artık tek başınasın. Hava cam gibi açık olsa da rüzgar dondurucu şekilde esmekteydi. Bir türlü kendimi durduramıyordum ilerleyişim bir çocuğun sabırsızlığı içindeydi. Bir ara iyice acıktığımı fark ettim, ancak ocağımı yakacak rüzgardan korunaklı bir yer göremiyordum. Kar oldukça yükseldiğinden bildiğim tüm kayalar en fazla yarım metre dışarıda kalmıştı. İhtiyaten az miktarda yanımda getirdiğim ısıtmadan yenebilecek yiyeceklerden çıkardım, atıştırdım.

uludağ

Başladığımdan beri oturarak ilk molamı da burada vermiş oldum, yolun 2/3’ündeydim. Daha fazla soğumadan çantamı sırtladım ve yürümeye devam ettim. Hava o gün tırmanışa çok müsaitti aslında ancak koca dağda benden başka kimse yoktu.

Nihayet

Daha önce oralardan defalarca geçmiş olsam da karın yüksekliği araziyi tanınmaz hale getirmişti. O yüzden kalan mesafeyi daha önceki gelişlerimde ki gibi net hesap edemiyordum. İşte bu yüzden ardında yürüdüğüm Karataş Tepe sonlanınca birden karşıma çıktı, zirve oradaydı, tamamen yalnızdı.

uludağ

Bir süre onu uzaktan izledim, tahmin ettiğimden hızlı gelmiştim demek. Hevesle son adımlarımı atmaya devam ettim, ne yorgunluk kaldı ne de buz gibi rüzgar.

Saat 13.15’te zirveye varmıştım. Uçsuz bucaksız duran kar ve buz çölünü izledim, bilmem kaç kilometrekaredeki tek insan olmanın garip hissi ile zirvede gezindim. Termosuma doldurduğum sıcak su o an en güzel demlenebilecek çaydan daha iyiydi herhalde. İçtikçe içim ısındı ve tabi ki kuru meyvelerimde beni şarj etti. Bir süre daha oyalandıktan sonra dönüşe başladım, zirveye vardığımda havanın değişebileceği ihtimali nedeniyle tedirgindim. Ancak öyle olmadı, aynı bulutsuz hava öyle devam etti. Geldiğim yerden döndüğüm için sabah çıktığım dik eğimden çocuk gibi kimi zaman kramponunda verdiği güvenle koşa koşa indim. Tabi böyle bir şey yaptığım için sonrasında pişman oldum. Kar donuk bile olsa, yumuşak bir yere denk gelip alttaki kayalara bacağımı sıkıştırabilirdim. Neyse ki böyle bir kaza olmadı.

Başladıktan 8,5 saat sonra aracımın yanına ulaşmıştım. Önce her zaman ki gibi sağ salim dönebildiğim için şükrettim. Her dönüş yolunda kurduğum sıcak duş hayaline doğru yol almaya başladım bu sefer.

Bu yaptığımı hiçbir zaman doğaya karşı bir zafer gibi görmedim. Aksine o gün bir kez daha dünyanın ne kadar büyük, doğanın ise güçlü olduğu nispette insanın küçük olduğunu tasdik ettim. Doğanın gücünün ne kadar farkında olup ona saygı duyarsanız, o denli hazırlıklı olursunuz. Ben, doğanın hiçbir zaman mağlup olmayacağını ancak müsaade edebileceği disiplinini benimsedim.

Güvenli ve eğlenceli faaliyetler.

Bilal Levent ERTAŞ

 

Anahtar Kelimeler: Uludağ , Dağcılık , Dağcılık Malzemeleri , Kamp Malzemeleri , Outdoor ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İşlemin sonucunu yazınız *